Halka arz mı, halka satış mı?

Yatırımcı hisseyi alıp satabiliyor ama şirketin yönetimine ve geleceğine etki edemiyorsa burada ortaklıktan çok seyircilik var.

  • | Son Güncelleme:
  • | İş'te Gündem

Ekonomim Gazetesi'nden Ruhi Sanyer'in yazısıandan alıntı

Geçenlerde iş dünyasının yakından tanıdığı, başarılı bir iş insanının gönderdiği notta, borsanın işleyişi ve manipülatif işlemlerle ilgili hayli radikal ama bir o kadar da tartışılması gereken öneriler vardı.

Bunlardan bence en radikali, halka açılan şirketlerde halka açıklık oranının en az yüzde 80 olmasıydı.

İlk bakışta oran çok yüksek bir gibi geliyor. Ama düşününce neden olmasın? Şirket belirli bir takvim içinde gerçek anlamda ortakların iradesine açılmalı.

Bütün hisselerin oy hakkı eşit olmalı. Altın hisse, imtiyazlı oy gibi düzenlemelerle patronun kontrolü küçük bir pay üzerinden korunamamalı. Hissedarlar gerektiğinde yönetim kurulunu değiştirebilmeli.

Çünkü hisse senedi sahipliğinin bir anlamı olmalı. Şirketin ortağıysanız, yönetime aday gösterebilmeli, kötü yönetilen bir yönetim kurulunun değişmesini sağlayabilmelisiniz.

Bugün çok küçük bir kârla borsanın en değerli şirketleri arasına giren, halka açıklık oranı yüzde 20'ler civarında olan bir faktoring şirketini düşünün.

Şirketin çok büyük bölümü patronun elinde, küçük bölümü ise piyasada. Binlerce yatırımcının yönetimde ne kadar etkisi olabilir? Piyasa ne düşünürse düşünsün, asıl güç yine patronun elinde kalıyor.

Üstelik yüzde 20 halka açıklık, şirketin piyasa değerinin ve fiyatının küçük bir pay üzerinden oluşması demek.

Patronun elindeki büyük hisse, yönetimde olduğu kadar piyasadaki güç dengesinde de belirleyici olabiliyor.

Oysa hisselerin yüzde 80'i piyasada olsa şirketin değeri çok daha geniş bir yatırımcı kitlesinin kararıyla oluşacak, patronun ağırlığı azalacaktı. Böyle bir yapıda manipülasyon yapmak da o kadar kolay olmazdı.

Bence mesele tam olarak bu. Halka arz, şirket sahibinin vatandaşın parasına ulaşmasının kolaylaştırılması değil, vatandaşın şirkete gerçek anlamda ortak edilmesi olmalı.

Yatırımcı hisseyi alıp satabiliyor ama şirketin yönetimine ve geleceğine etki edemiyorsa burada ortaklıktan çok seyircilik var.

Borsaya güveni yeniden kazandırmanın yolu, MSCI gibi yabancı kuruluşların zorlamasıyla değil, Türkiye'nin kendi yatırımcısına güven vermesiyle mümkün.

Bunun yolu daha fazla reklam ve piyasa heyecanı değil; yüksek halka açıklık, eşit oy hakkı, şeffaflık ve gerçek ortaklık. Halka açılıyorsanız, gerçekten halka açılacaksınız.

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ
İş dünyasının gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, siyaset, teknoloji ve life style haberler.
E-Mailin ile Ayrıcalıklı Üye Ol, ilk Sen haberdar ol
Adınız, Soyadınız:
E-posta adresiniz:

YORUMLAR

Bu habere henüz yorum yapılmamış.İlk yorum yapan sen ol...

Yorum Yap

Bu Alan Boş Bırakılamaz
Bu Alan Boş Bırakılamaz
Yorum Yapma Şartlarını Kabul Etmediniz
X

E-BÜLTEN ÜYELİĞİ

İş dünyasının gündem özeti e-posta kutunda. Piyasalar, ekonomi, iş dünyası, siyaset, teknoloji ve life style haberler.
E-Mailin ile Ayrıcalıklı Üye Ol, ilk Sen haberdar ol